Hacı Balcı kompozisyonu konumuz, giriş paragrafını siz belirleseniz.
Memnuniyetle, 1970 yılında Kahramanmaraş’ta doğdum. İlkokulu Albayrak İlkokulu’nda okuduktan sonra sırasıyla Kahramanmaraş Ortaokulu’nu ve Lisesi’ni bitirdim. Daha sonra, 1988’de Bursa Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümü’nden mezun oldum. 1992 yılında Marteks AŞ’de, babam Hasan Balcı’nın yanında iş hayatına atıldım. Öğretim hayatımı böyle ifade ederken gerçek eğitimimi ise babamın yanında aldığımı belirtmeliyim. Bir başka ifadeyle, birçok insan gibi hayat eğitimimi Hasan Balcı’nın Marteks okulunda tamamlamışımdır.
Rahmetli babanızın birçok insanda emeği var sanırım.
Gerçekten de öyledir. Son derece etkili bir eğitim tarzı vardı. Hiç unutmuyorum, gençlerle uzun yola çıkar, nerde ise günün her anında onlarla birlikte vakit geçirir, tecrübelerini aktarırdı. Onlarla sanki müşterek bir sinerji oluşturuyordu. Tabi, çocuklarında ve torunlarında da aynı şekilde oldu. Okul bittikten sonra yanından hiç ayırmadı. Çok erken kalkar, iş yerine erkenden gelir ve işletmedeki her gelişmede yanında olmamı isterdi. Adeta bir asistanı ya da bir nevi usta-çırak ilişkisi gibi diyebiliriz. Nitekim, 1995 yılında vatani görevimi yapmak için ayrılana dek çıraklığım devam etti. Sadece oğlu olduğum için bana değil birçok arkadaşımla da böylesine yakındı.
Sonrasında neler yaşandı?
Askerlik sonrası düşüncelerimden biri konut müteahhitliği idi; ancak müteahhitliği tekstil gibi sevemedim. Bu arada okul sonrası ilk görev alanım muhasebe oldu. Ne yalan söyleyeyim? Muhasebe bana göre değildi. İplik pazarlamaya geçmek istiyor; fakat bir türlü babama açılamıyordum. Nasıl anlatayım? Babamla ilişkimiz hem çok yakın hem de son derece mesafeli idi. Ben de muhasebe müdürümüz, kulakları çınlasın, Ali Avgın’la babama haber yollamıştım. Bir süre sonra Ali Bey, gülerek yanıma geldi.. Avgın, gülerek, babanız “Söyle ona sorumluluk verilmez, alınır!” diyor, dedi. Bu hayatımdaki en etkili sözlerden biridir.
Peki, görevi aldınız mı?
Evet, babam zamanı geldiğinde bana o sorumluluğu verdi. O gün bugündür, bu sorumluluğu omuzlarımda hissederim ve Allah beni mahcup etmesin diye hep dua ederim. Biliyorsunuz Marteks, Kahramanmaraş’ta tekstilin lokomotifi, bir nevi okuludur. Bugün nice işletmeler, nice insanların kariyerlerinde orjin hep Marteks’tir. Tabi, hayatta hiçbir zaman sürekli artan bir ivme yok ve Marteks de zaman zaman zor zamanlar yaşamıştır. İşte böyle bir zamanda, bu okul tam 9 koca ay kapalı kaldı. Daha doğrusu, içsel nedenlerden dolayı faaliyetine ara vermek zorunda kaldı. Böylesine bir dönemde babamdan müsaade isteyerek, iplik pazarlama işine girdim.
Bu olayı sormayacağım ama temelindeki nedeni merak ediyorum.
Maraş, tarım kültüründen sanayi kültürüne geçen bir şehir ve böylesine bir karakter değişiminin takdir edersiniz ki bedelleri oluyor. Daha doğrusu dünyadaki her kalıcı gelişme mutlaka uğrunda mücadele ederek, hatta bedel ödeyerek oluyor. Bir örnekle tanımlamak istiyorum. Bugün kabul etsek de etmesek de örnek olarak Batı’yı alıyoruz. Demokrasi, insan hak ve özgürlükleri, teknoloji, ekonomi, eğitim, sağlık; nerdeyse her alanda Batı’yı referans sayıyoruz. Peki, aynı Batı’nın bu noktaya nasıl gelmiş sanıyorsunuz. Çok büyük bedeller, hatta yıllarca süren savaşlar ve aydınlanma dönemi… Marteks için de inanın bu bedeller ödendi. Yani, bence doğal bir süreci yaşadık.
Peki siz daha sonra kariyerinize nasıl devam ettiniz?
Tabi, bir şeyleri ispat etme çabasındaydım. Maraş o gün de iplikte üretimde önemli bir yerdi. Yine burada babama değinmeden edemeyeceğim. Kendisi insanları hep üretime, cesarete, yeri geldiğinde risk almaya teşvik ederdi. kulakları çınlasın, o zaman, aile dostumuz Ahmet Kul, beni teşvik etti. Tereddüt etme, sanayicisin diye sana iplik vermezler diye, endişelenme derdi. Hiç unutmuyorum. Satamazsan, gel, ben alırım, derdi. İşte böyle bir ruh haliyle, sevgili Bünyamin Dokumacı ile biz Elif İplik’i 1999 yılında kurduk. Çok güzel bir ortaklık yaptık ve 5 yıla yakın bir süre kader birliği içinde olduk. Hatta, umduğumuzdan bile daha başarılı olduk diyebilirim.
Daha sonra neler yaşandı?
Tabi, bu sırada Marteks tekrar yoluna devam etti. Yalnız şunu belirtmeden geçemeyeceğim. O dönemde Elif İplik’te kazandığım deneyimlerin her zaman faydasını görmüşümdür. Elif İplik, sonrasında sadece pazarlamaya değil üretime de odaklandı. Bugün hala open-end iplik üretimi yaparak, yoluna devam ediyor. Marteks’te yeniden bir yapılanma ile yükseliş dönemi başladı. Az önce belirttiğim aydınlanma döneminden sonra her yıl daha da büyüyerek hatta eskisinden de güçlü olarak babamın çizdiği yolda yoluna devam ediyor.
Yeri gelmişken, aradan geçen on yılı aşkın süredir gelinen noktayı bizimle paylaşır mısınız?
Babamın ileri görüşlülüğünü bugün daha iyi anlıyorum. Marteks’ten öte Maraş fevkalade önemli bir noktaya geldi. Sadece üretim ve pazarlamada değil, dünya genelinde vitrine çıktı. Kadir Kurtul, Mehmet Balduk, Ertuğrul Tanrıverdi, Hanefi Öksüz gibi isimler artık kentimizi sektörün kalbinin attığı yerlerde karar alıcı olarak temsil ediyorlar. Sektörün tamlayanı olarak gördüğüm ham madde tedarikçisi, yan sanayisi, yedek parça lojistik altyapısı ve elbette insan kaynağı ile Maraş uluslararası ölçekte bir tekstil kenti oldu. Tabi, Marteks açısından baktığımızda veriler bu gelişmişliğe paralel olarak sürekli ilerliyor. İhracatta özellikle hatırı sayılır bir noktadayız. İSO yayınladığı listede her sene daha yukarılara tırmanıyoruz. Yatırım planlarımız var. Bunları hayata geçirmeye çalışıyoruz. Her şeyden önce artık bir takım olduk. İftiharla belirtiyorum ki Marteks’in ekibi, okula yakışır bir düzeye gelmiş durumda.
Ekibinizi bizlere tanıtır mısınız?
İnanın Marteks’de görünmez kahraman çoktur. İsimleri hatırlamayabilirim. 400 yüz kişilik, kimisi sahada, kimisi masada yer alan bir takımdan bahsediyoruz. Yine de isim vermem gerekirse tüm arkadaşlarımızın şahsında değerli kardeşim Mehmet Ali Balcı, CEO’muz Miraç Koç, iplik ihracatının kaptanı Ender Alkış, sevgili yeğenlerim Ayşe Pınar ve Elif Nihan Tekinşen’e şükranlarımı sunmak istiyorum. Ayrıca, yine pazarlamada ve Elif İplik’te Mahmut Kalkan’a, Mehmet Duymaz’a ve Şakir Kütükçü’ye teşekkür ediyorum.
Sanırım zamanı geldi. Kahramanmaraş’a örnek bir eser hazırlanıyor. Hasan Balcı Biyografisi. Bu çalışma ile ilgili bizlere neler aktarırsınız?
Böyle bir çalışmayı uzun yıllardır planlıyorduk. Bir yandan kentimizin son otuz yılına ışık tutmak, diğer yandan da bizden sonraki nesillere bir kılavuz olması adına babamın biyografisini yazdırmak istedik. Son derece kapsamlı ve uzun soluklu bir proje oldu. Hasan Balcı demek; üretim demek, emek demek, mücadele demek, umut demek, dahası sevgi demektir. 1972 yılında bin bir zorluklarla başlayan bir öykü bu. Senaryosu gerçek bir yaşamdan alınmış ve bugün bile birçok yerde, insanda o yaşamın izleri var. Geçenlerde Adapazarı’nda çok büyük, entegre bir tekstil tesisini ziyaret etik. Oranın müdürü, geldi yanımıza. Beni hatırladınız mı, dedi. Marteks’de 5 yıl çalışmış ve bugün 4000 kişiye istihdam sağlayan bir fabrikanın genel müdürü olmuş. Mutlu oldum, uzun uzun sohbet ettik. Çalışma yakında son yolculuğuna, dağıtıma hazır hale gelecek. Emeklerinden dolayı sevgili dostum Melih Arat’a ve çalışmaya gerek fikir vererek gerekse de vakit ayırarak katkı sağlayan herkese teşekkür etmek istiyorum.
Geriye dönüp baktığımızda, içinizde bir ukde var mı?
Benim için çok anlamlı bir soru bu. Olmaz mı, var tabi. Babam ilköğretimimden itibaren eğitimimi dışarıda almamı istemişti ama ben buradaki ortamdan kopmak istemediğim için Kahramanmaraş’ta okumayı tercih ettim. Biraz da annemin etkisiyle tabi. Üniversiteyi de Bursa’da Uludağ Üniversitesi’nde okudum. Şimdi olsa, bırakın başka şehri, yurtdışında okurdum. Ama olsun, bu ukdemi ki çocuklarımı ve yeğenlerimi en iyi şekilde yetiştirmek için elimden geleni yaparak gidermeye çalışıyorum. Henüz küçük olmalarına rağmen yabancı dil eğitimi aldırıyorum, spor yapmalarını sağlıyorum. Özgüveni yüksek, sosyal yönden gelişmiş bireyler olarak yetişmeleri için çaba gösteriyorum.
Peki, Hacı Balcı kendini nasıl şımartıyor?
Fotoğraf ve sevdası olan doğa ile, Mehmet Bey. Mesela, şurada gördüğünüz fotoğraflar bana ait. Buraya gelenler diyor ki, burası neresi, İsviçre’mi? O fotoğraf Maraş’a 40 km. uzaklıktaki Başkonuş’ta dolunayın sudaki aksidir. Göknur’dan Fatih ve Mevlüt’ün kulakları çınlasın. Bu cennet şehri köy köy dolaşıp, keşfediyoruz ve her keşif inanılmaz karelere yansıyor. İlerde Maraş a ait bir fotoğraf albümü çıkartırız inşallah .
Bu keyifli sohbet için teşekkür ederim. Son heyecanınızı ve son mesajınızı sorarak izin isteyeceğim.
Bizim işlerde heyecan çoktur. Sizin burada olmanız bile benim için heyecandır. Öncelikle başkanımız Kadir Ağabey’in nezdinde yönetim kuruluna, genel sekterimize ve tüm okuyuculara selamlar iletiyorum. KASİAD’ı böylesine kaliteli bir dergi hazırlamasından dolayı tebrik ediyorum. Bu kente yapmış olduğunu katkıları da takip ediyor ve sizi de ayrıca yürekten kutluyorum Mehmet Bey.
Hacı Balcı ile Çağrışım
Kahramanmaraş: Sevdiğim şehir.
Doğa: Tutku
Ödül: Başarı
Marteks: Okul
Çocuk: İçimdeki sevginin kaynağı
Pamuk: Bir yazıdan alıntı. Pamuksuz kalmaktansa nefesiz kalmayı tercih ederim.
Eğitim: İlk önceliğim
Müzik: Türk Halk Müziği
Hasan Balcı: En büyük markamız
Aşk: Yaşanmalı