Bugün sizlerle yıllar öncesine, henüz genç bir üniversite öğrencisi olduğum, ideallerimin kanımı kıpır kıpır ettiği 80'li yıllara dönüyorum. Ümit ediyorum ki bu anlamlı dakikalar birçoğumuzun yaşamında önemli açılımlara soluk verir ve yıllar sonra bugünü şükranla anımsamamıza neden olur…
Sanıyorum ki daha önceleri bu ve bunun gibi programlarda birçok değerli işadamını, sanayiciyi konuk ettiniz.. Kimileri sizlere altın öğütlerde bulundu kimileri de paha biçilmez tecrübelerini aktardı ve sizler tarihin sayfalarına tanıklık ettiniz..
Sayın Kazancı program önerisini ilettiğinde gözlerimde bir anda gelecek adına bir pırıltı oluşmuştu. Bundan dolayı müsaade ederseniz bu koltukta size tavsiyeler veren bir kimlik olarak değil geleceği sizlerle yakalamak isteyen genç bir delikanlı olarak oturmak istiyorum.. Eminim ki çok değerli hocalarınız, çevrenizdeki başarılı insanlar ve elbette en yakın dostunuz olması gereken kitaplar sizleri aydınlatacak eşsiz bilgi ve önerilerle dolu…
Gelin bugün özgürce ama kaliteli bir sohbete imza atalım, hatta keyifli bir beyin fırtınasının başaktörleri olalım… Eleştiri yerine elimizdeki optimum koşullarla çözümü konuşalım, "rağmenlere rağmen" hayat adlı oyundaki maraton koşusunda ipi bizler göğüsleyelim. Zaman zaman eleştiri, mazeret ve endişe dolu insanlardan bunaldığımda Türkiye'nin dünya üzerindeki konumunu yorumlarım, elimizde olan ve olmayan denklemlere kafa yorarım. Yine böyle bir günde bir yerlerde dünya üzerinde 850 milyon kişinin aç, 30 milyon kişinin de her yıl açlıktan öldüğünü okumuştum. İşte o gün bu gündür sadece çözümden bahsediyorum ve varsa hata kendimde arıyorum..
Sizler bu ülkenin "gerçekten" geleceğisiniz.. Gelecek bir gün mutlaka gelecek ama nasıl gelecek işte önemli olan da bu zaten!
Aranızda bazıları yarınların başarılı birer işadamları, işkadınları, siyasetçileri hatta ev hanımları olacak.. Bazıları da tıpkı bugün olduğu gibi geçmiş adına serzeniş ve yakınmalarla dolu olacak.. Az önce gelecek nasıl gelecek sorusundaki maksadım da bu olsa gerek…
Kıymetli arkadaşlarım, dünyayı kurtarmaya kendinden başlamak, bencillik değil başarının anahtarıdır. Kendini geliştirmemiş, kendini kurtarmaktan acizken, fedakarlık edebiyatıyla "memleketi kurtarmaya" çalışanlar bu ülkeye en fazla zarar verenlerdir. Bu topluma yapabileceğiniz en büyük iyilik kendinizi başarılı biri yapmaktır ve dahası
en büyük vatanseverlik, mesleğini en iyi şekilde yapmaktır.
Bir işi en iyi şekilde nasıl yapılabileceğini "en iyi sen bil" ve o işi "en iyi yapan kişi" olarak bilin, işte her şey burada gizli.. Bilmelisiniz ki zenginlik yani para, şöhret, güzel görünüm ve bunun gibi ortalama her insanın sahip olmak istediği değerler sadece bir şeyin yerini tutamıyor o da hepinizin çok iyi bildiği bir kelime "başarı"!!
Ve ilginçtir ki az önce belirttiğim arzuların kalıcı olmasının da tek yolu yine başarılı olmaktan geçiyor. Başarı her insanın sahip olmak istediği ama çok az insanın sahip olduğu kutsal bir değer ve şartlarına uyum sağlandığı sürece son derece adil bir hedef; öyle ki ne sosyal statü, ne ırk, ne din ne de başka bir şeyle sınırlı. Yani kapısı herkese açık, yeter ki siz bu oyunu oynamak isteyin..
Öncelikle sormak istiyorum. Bu salonda bu oyunu kimler oynamak istiyor? Yani aranızda kimler hayatına başarı tacını eklemek istiyor?
O halde bugün geleceği yakalayacaksak işe nasıl başarıya ulaşacağımızı tartışarak başlayalım ve hepimiz başarının sınırsızca tadına varalım..
Başarılı olmak bir kültür ve bu konuda yapılan araştırmalar da başarının öğrenebilir bir özellik olduğunu bizlere iletiyor. Bundan dolayı başarı üzerine beyin fırtınası yapmaya ne dersiniz?
06.Mayıs.2008
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Kariyer Günü |