Anasayfa   Haberler
 
 
 
   
      Başkanın Mesajları
»   Tam Bağımsızlığın  İkinci Perdesi 
»   Domino Etkisi
»   Güncel Gelişmeler Çerçevesinde Tekstik Teknolojileri Semineri
»   Türkiye’nin Yeni Cazibe Merkezi, Kahramanmaraş
»   Sektörel Kriz
»   Türk-Özbek İşbirliği Paneli
»   Üyelere Hitaben
»   Yeni Teşvik Sistemi ve Aile Şirketlerinde Kurumsallaşma Semineri
»    KASİAD Yeni Hizmet Binası Açılış Konuşması
»    Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Kariyer Günü
»    KASİAD Dergisi 5. Sayı
»    Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası, İplik Sektörü Buluşması
»    KASİAD Katalogu ve Üye Almanağı Giriş Yazısı

DOMİNO ETKİSİ


 

     ABD'nin en büyük yatırım kurumlarından biri olan Lehman Brothers'ın iflasından sonra dünya borsalarının tepe taklak olması, dolar ve petrol fiyatları hızlı düşüşe geçmesi, akabinde  dünya borsalarının ortalama yüzde 5 değer yitirmesi, hükümetin ülkenin en büyük sigorta kuruluşlarından AIG'ye kanat germesi, Fannie Mae ve Freddie Mac gibi Amerikan emlak kredi piyasasının yarısını elinde tutan bankaların Hazine Bakanlığınca devralınması, Merrill Lynch'in satılması derken otoritelere göre belki de 1929’dan sonra yüzyılın en büyük buhranını yaşıyoruz.

    “ABD ekonomisi öksürürse, diğer ülke ekonomileri grip olur, yatağa düşer" tanımı doğru ise ne yazık ki bu sefer ABD ekonomisi zatürre olup yatağa düşmüş durumda. Nitekim kıtadan yayılan ekonomik türbulans şimdiden Avustralya’dan Tayvan’a kadar birçok ülke borsasını tepetaklak etti bile. Avrupa ile olan grift ilişkileri de gön önünde tuttuğumuzda bu krizin en ciddi yansımalarını da zamanla Türkiye’nin de içinde bulunduğu Avrasya bölgesinde görüleceği de ekonomi uzmanlarının uzlaştığı bir başka gerçek. Aynı domino etkisi gibi, bir yerden başlıyor, sırayla tüm taşlar yerinden oynuyor. 

     Peki, Türkiye’de havalar nasıl, ya da nasıl olacağa benziyor? Öncelikle şunu belirtmek istiyorum, “Kriz var mı? Yok mu? Olur mu? Olmaz mı?” tartışmaları yerine, yaşadıklarımızdan,  ABD'de yaşananlardan ve başkalarının yaşadıklarından gerekli dersleri çıkarmak zorundayız. Ekonominin "hava raporlarına", "trafik işaretlerine" uyarak hem hükümet ve ekonominin kurumsal aktörleri hem de şirketler hatta birey bazında tedbirli olmamız, rasyonel hareket etmemiz gerekiyor.  

     Maalesef, Cumhurbaşkanlığı, Kapatma Davası, Ergenekon, Deniz Feneri derken, ekonomi gündeminden çok uzaklaştık. Yılın ikinci çeyreğinde 1.9’luk büyüme ile ilk sinyaller gelirken, emek yoğun sektörler ciddi bir darboğaza girmişken ve hatta krizin dalga dalga geldiği apaçık belliyken atılması gereken adımlar atılmadı, hâlâ da atılmıyor. Büyüme düşüyor, enflasyon artıyor, yabancı para akışı yavaşlıyor. Hükümet ve Başbakan siyasi çekişmeleri bir an önce bırakmalı. Başbakanımızın artık kısır çekişmelerden vazgeçip, ekonomiye yoğunlaşması gerektiğini düşünüyorum. Yine domino etkisi. Ancak bu sefer artı yönde. Yani tepeden nasıl başlarsa tabana aynen öyle yansıyor.

     Hem ekonomik durgunluk ile mücadele etmek, hem sektörlerdeki nakit sıkışıklığını ortadan kaldırmak, hem de risk ve zararları minimize etmek için hükümetimizin vergi ve SSK primi oranlarını indirmeyi, vergi ve SSK borçlarını ertelemeyi, part-time istihdamı teşvik etmeyi dikkate almaları gerekir. Kriz etkisini azaltmak için hükümetin, kilit sektörlerde seçici bir teşvik ve destek politikası uygulamasına geçmesinde fayda görüyorum. Tekstil sektöründe açıklanan teşvik paketi ne denli yeterli olur şimdiden karar vermek güç ancak elektriğe gelen son zamlar ve yatırımcının belini büken yüksek faiz uygulaması devam ettiği müddetçe ne yazık ki üreticinin, sanayicinin bu gidişle ayakta kalması, rekabet edebilmesi imkânsız gibi gözüküyor! 

     Peki, üretici için şartlar böyle devam ettiği müddetçe ne mi olur? Burada da domino etkisi. Üretimin durması, işsizliğin başlaması, milli gelir azalması, yüksek cari açık derken, çok daha ciddi bir ulusal kriz kapımızda bizi bekliyor. Yabancı para akışıyla beslenen, sıcak paraya dayalı ve yüksek faiz-düşük kur ikilisi ile şimdilik ayakta kalmayan çalışan makroekonomik politikalar ve kırılgan ülke ekonomisini altınını ısrarla belirtmek istiyorum ki üretim ve reel sektör ayakta kalamadığı müddetçe, yatırım olmadığı sürece daha da zor günler bekliyor demektir.

    Tabi, bir de süreci yönetmenin firma ve birey ayağı var; burada krizin muhtemel sonuçlarına odaklanmak gerektiğini düşünüyorum. Bir miktar daha kur üzerinde yukarı yönlü baskı olacak gibi gözüküyor. Bu nedenle şirketlerin; kurumsal risk ve performanslarını yorumlayarak, rekabet güçlerini, verimlilik ve karlılık durumlarını tekrar gözden geçirmeleri, stoklarını azaltmaları, mümkünse atıl duran varlıklarını elden çıkarmaları, buna paralel olarak likiditelerini artırmaları, kur risklerini minimize etmeleri gerektiğini düşünüyorum. 

    Özetle, bu süreç daha uzun bir süre devam edecek gibi gözüküyor. Krizler fırsattır derler, umarım ülkemizde de öyle olur. Asıl meselelerimize yoğunlaşarak ve gerekli reformlar yapılarak kırılgan yapı daha dayanıklı, daha güçlü bir hale dönüşebilir. Bunun herkesin asli vazifesini yerine getirdiği müddetçe zor olmadığının farkındayız. En azından krizin yaralarını sarmaktan daha kolay olacaktır. Kahramanmaraşlı sanayiciler olarak biz üzerimize düşeni yapmaya her dönemde olduğu gibi hazırız. Yeter ki dominonun başı artı yönde harekete geçsin. Sonbaharın ılıman geçmesi dileğiyle… 

    A.Kadir Kurtul
KASİAD Yönetim Kurulu Başkanı